Nusretullah´il Faruk'i Hoca Efendi Avrupa ihvanlar

Avrupa´nın Fatih´i Vekili Nusretullah´i Faruk´i Hoca Efendi’yi tanıyalım....

 


Nusretullah´i Faruk´i Hocaefendi
–Adım “Nusretullah” soyadım “Hakkısöyler.” Gerçek soyadım “Çayır” olmasına rağmen, dostlarım bana            “Hakkısöyler” soyadını verdi. 1947 Akyazı doğumluyum. Dedem “Ramazanoğlu Ramazan” çok dindar bir insandı. Beni altı yaşında namaza başlattı, Kur’an okumayı da öğretti. Dedem hayatta olduğu süre içinde beş vakit namazı cemaatle kılar beni de beraberinde götürürdü. Dedemin vefatından sonra, benimle babam ilgilendi. Babam da ömründe üzerine kaza namazı kalmış insan değildir.
 Bizim atalarımız Orta Asya’dan önce Kırım’a oradan da Balkan’lara göçmüşler. Osmanlını imparatorluğunun balkanlara geçmesi ile birlikte bizimkilerde Yugoslavya’da yerleştiler. 1924 yılına gelindiğinde, her şeyimizi Yugoslavya’ya bırakarak Türkiye’ye göçtük.


– Hocam! Sizi daha yakından tanıyalım. Çocukluğunuz ve gençliğiniz nasıl geçti?


Nusretullah´i Faruk´i Hocaefendi

–Dedem ve babam o yıllarda Bolu ve çevresinde irşat faaliyetinde bulunan Nakşî şeyhi Muhiddin Efendi’ye intisaplı idiler. Ben okul ile Medrese’yi birlikte yürütüyordum. Eğitimim, sağlık sorunlarım nedeni ile biraz aksayarak devam etti. Askerliğimi değişik kıtalarda başarı ile tamamladım. Askerlik dönüşü kısa sürelide olsa ticaret hayatına atıldım. İstanbul Beyoğlu’nda bir giyim mağazasında müdürlük yaptım. 1967 depremi sonrasında işimi bırakıp Akyazı’ya döndüm. 1968 yılında Akyazı Verem Savaş dispanserinde göreve başladım. İyi derecede daktilo kullandığım için idari personel olarak çalışıyordum


– Hocam! O yıllarda ilmi çalışmalarınız ne durumdaydı? Devlet memurusunuz inancınızı yaşayabiliyor musunuz?


Nusretullah´i Faruk´i Hocaefendi

–Kendimi bildiğimden beri okumayı çok sever, boş zamanlarımı muhakkak okumakla geçiririm. O yıllarda da işimden arta kalan zamanlarımı, İslami bilgimi artıracak, kitapları okurdum. Aslında buna okumak denmez, kitapları tabiri caiz ise yiyordum. İslam ilmihali ve Fıkıh kitaplarını adeta ezberledim.

 

– Tarikatla tanışmanız nasıl oldu?


Nusretullah´i Faruk´i Hocaefendi
–Bir ara elime İmam–ı Gazali Rahmetullahı Aleyh’in “Eyyühel Veled” isimli risalesi geçti. Bu risale benim hayatımın dönüm noktası oldu denilebilir. İmam–i Gazali bu risalesinde, her müminin muhakkak bir mürşide bağlanması gerektiğini söylüyordu. Bende yıllardır bir mürşidi kâmil arıyordum. Çalıştığım devlet dairesinde ki, mesai arkadaşlarıma devamlı tebliğde bulunuyor, tebliğlerimin işe yaradığını görüyordum.
 Bir gün traş olmak için berbere gittim. Berber koltuğuna oturdum, berber sakal traşı için hazırlıklara başlamıştı ki, gözlerim kapanır gibi oldu, dalmışım. Derinlerden bir ses “sana bu sakal traş edilsin diye verilmedi” diyordu. Berbere; “traştan vaz geçtim, sakalımı çevir” dedim. Daireye gittiğimde herkes şaşırdı. Bana “seni bu şekilde burada tutmazlar” dediler. Daire ayağa kalktı, sakalını keseceksin. Bizim hısımlar ayağa kalktı “olmaz sakalı keseceksin” diyorlardı. Ben hem devlete, hem de hısımlarımıza direndim. Ben kendi irademle hareket etmiyor, kendi irademi külli iradeye teslim etmiş, onun emri istikametinde gidiyordum.

 

–Hocam ne zaman evlendiniz?

 

Nusretullah´i Faruk´i Hocaefendi
–1967 depremiydi. Deprem çadırında kalıyorum, çok perişanlık var. Kime sığınacağız, başka sığınılacak yer mi var. Bu arada Rabbime çok yalvardım “Rabbim! Bana Saliha bir hanım nasip et!” Aynı yıllarda eşimde deprem çadırında kalıyormuş oda “Rabbim! Bana dinini yaşayan, hayırlı bir eş nasip et!” diye dua edermiş. Ortak tanıdıkların araya girmesi ile evlilikle sonuçlanan süreç başladı. Hanımım evlendiğimiz günün sonrasında “Çarşaf”ı giydi, o gün bugündür de “Çarşaf” giymektedir.
 Evlendikten sonra “Numan Kurtulmuş” hocanın yazdığı “Amentü Şerhi–iman risalesi” defalarca okudum. Bu risale benim ufkumu, fikrimi ve gözümü açtı. Her kimle karşılaşsam, bu risaleden öğrendiklerimi onlara anlatıyordum.

–Mahmut Efendi ile tanışmanıza geçebilir miyiz?


Nusretullah´i Faruk´i Hocaefendi
–Benim sakal bırakmam, bizim hısımlarla aramı açmıştı. O sıralar Mahmut Efendi Hazretlerinin halifesi İhsan Efendi ile tanıştım. İhsan Efendi’nin hal ve hareketleri beni çok etkiledi. İhsan Efendi ile tanıştıktan sonra bana yaptığı ilk iyilik, bizim hısımlarla aramızı düzeltmek oldu.
 1969 yılının yaz aylarıydı. Bir gece bir rüya gördüm. Rüyamda heybetli bir zat bana “senin bir mürşidi kâmile ihtiyacın var” dedi. Bende “nerede bulacağım onu” dedim. Bana “yeryüzünün en büyük mürşidi kâmili şu karşıdaki dağa gelmiş, insanları irşat ediyor, var sende onun yanına git” dedi. O zatın bana gösterdiği yere Akyazı’ya beş kilometre uzaklıkta “Aksarpete” mevkiiydi. Koşarak Aksartepe’ye gittim. Oraya vardığımda sohbet bitmiş, cemaat dağılıyordu. Mescidin içine girdim, siyah sakallı, heybetli, nurani yüzlü, sarığı, cübbesi ve şalvarı yemyeşil bir kişi namaz kılıyordu. Bu zattan çok etkilendim. Oturdum namazını bitirmesini bekledim. Sağa selam verdiğinde onunla göz göze geldiğimde, beni o kadar etkilemişti ki, nefes alamaz oldum… Uyandığımda tepeden tırnağa ter içinde kalmıştım.
 Rüyamın ertesi, günü daireye, sakallı, şalvarlı, cüppeli bir adam geldi. Hocaya benziyordu. Ona da kanım kaynamıştı.
“Siz hoca mısınız?” dedim.
“Evet” dedi.
“Nerede görevlisiniz?”
 “Nuriosmaniye camii imamıyım.” dedi.
“Bir mürşide bağlılığınız var mı?” dedim.
“Evet, var” dedi.
“Kim” dedim.

“İstanbul Çarşamba’da Mahmut Efendi Hazretleri var, benim mürşidim odur.” dedi.
“Ben bir rüya gördüm, sana anlatabilir miyim?” dedim ve anlattım. Hoca beni dikkatle dinledikten sonra:
“Rüyanda gördüğün Mahmut Efendi Hazretleridir. Sana davet çıktı.” dedi.
“Madem öyle beni tarikata alın” dedim. Bana:
“Önümüzdeki hafta İstanbul’a gideceğim gel senide götüreyim, orada Efendi Hazretlerini dünya gözü ile görürsün.” Deyince ben:
“Ben tarikata girmeden onun huzuruna çıkmam” dedim. Bana:
“Tarikata girmek için önce istihare yapmamız lazım” dedi.
 O hafta istihareleri yaptık. Hocaya anlattım bana, hayırlı görmüşsün, istiharen çıkmış. Bir kaç gün sabret İstanbul’a gidince orada Efendi hazretlerinden dersini alırsın dedi. Beklediğimiz gün geldi birlikte İstanbul’a gittim. İsmailağa camiinde Efendi Hazretleri ile karşılaştığımda rüyamda gördüğüm adam karşımda duruyordu. Birlikte gittiğimiz Akyazı vekili Osman Avni hoca her şeyi Efendi Hazretlerine anlattı. Efendi Hazretleri işlerinin yoğunluğundan bana tarikat dersi veremedi, Osman Avni hocaya havale etti. Bana işimi sorduktan sonra dedi ki; “Desene sen doktorsun, Doktor Nusretullah” Bana Doktor Nusretullah ismini Efendi Hazretleri vermiştir.
 Aradan biraz zaman geçti. Efendi Hazretlerini ziyarete gittim. Bana dedi ki; “Doktor senden beş tane kitap istiyorum.” Ben anlamayınca açıkladı; “Emsile, Bina, Maksud, Avamil ve İzhar’ı oku” buyurdu. Büyük bir gayretle, Efendi Hazretlerinin oku dediği kitapları Osman Avni Hocaefendi’den okudum. Başka hocalardan fıkıh ve mektubat okudum. İlim öğrenmekte bir seviyeye geldiğimizde, meslekten ayrılıp imamlığa başlamak istiyordum. Bununla ilgili birçok imtihana girip hepsini kazandım.
 Efendi Hazretlerini ziyaret ettiğimde ona mesleğimi bırakıp, hocalığa başlamak istiyorum ne dersiniz diye sordum. Bana “Sen sağlık teşkilatında kal” buyurdu.


–Hocam! Avrupa ile ilişkiniz nasıl ve ne zaman başladı?

 

Nusretullah´i Faruk´i Hocaefendi
–Avrupa’ya ilk gidişim 1980 yılında oldu. 1980 yılının ramazan ayında, bir aylığına Avrupa’ya gittim. Ramazan ayı boyunca değişik yerlerde vaazi nasihatlerde bulundum.Aradan birkaç yıl geçti, bu defa 1986 yılında tekrar Avrupa’ya gittim. Bundan sonra 1994 yılına kadar her yıl aralıklarla Avrupa’ya gittim. Avrupa seferlerimde, her önüme çıkan yerde sohbet ediyordum. Sohbetlerimde malumunuz olduğu üzere daha çok tasavvuf üzerine oluyordu. Avrupa’da yaşayan Müslümanlar tarikata geçti. Benimde tasavvufi ağırlıklı sohbet ettiğimi gördüklerinde, benden kendilerine tarikat dersi vermemi istediler. Bu talep artarak devam etti. Yıllar yılları kovaladı.

 

–Efendi Hazretlerinin Avrupa vekilliğine ne zaman getirildiniz?


Nusretullah´i Faruk´i Hocaefendi
–1979 yılıydı. Bir rüya gördüm. Rüyamda Efendi Hazretleri ile bir sefere çıkmışız. Yolumuz engebeli bir araziden geçiyordu. Efendi Hazretlerine dedim ki; “Efendi Hazretleri izin verin sızı sırtımda taşıyayım.” Bunu söyledikten sonra Efendi Hazretlerini sırtıma alıp taşımaya başladım. Yürüyüşüz sırasında kendisine sordum: “Efendi Hazretleri ne yöne gidiyoruz” Bana dedi ki; “Kırkları ziyarete gidiyoruz.” İlerledik, önümüze bir ırmak çıktı, ırmağı geçince tam karşımıza yemyeşil bir vaha çıktı, orada kırk kişi oturuyordu. Bu insanlar adeta nur saçıyordu. Efendi hazretlerine çok saygı gösterip hürmet ettiler. Efendi Hazretleri onlara önce Kur’an okudu, sonrada Mektubat… Efendi Hazretleri yapacaklarını tamamladıktan sonra, tekrar sırtıma alarak geldiğimiz yere geri döndük.
 Bu rüyayı Efendi hazretlerine anlattım. Hiçbir şey söylemedi. Aradan sekiz yıl geçti, bir gün beni İsmailağa ya çağırdı. Gittim, bana dedi ki; “senin için bir istihare yaptırıyorum, birkaç gün burada kal” Bende beklemeye başladım. İki gün sonra beni huzuruna çağırdı. “Doktor” dedi, “senin için istihare yaptırdım, hayırlı çıktı. Seni tarikat hizmetleri için Avrupa’da görevlendiriyorum. Hatırla bana bundan yıllar önce bir rüya anlatmıştın, işte o rüyanın hakikati bugün ortaya çıkıyor. Rabbim yolunu açık, hizmetlerini de daim eylesin.”

–Hocam! Siz Avrupa’da tam olarak ne yapıyorsunuz? Yâda yapmakla yükümlü olduğunuz göreviniz nedir?


Nusretullah´i Faruk´i Hocaefendi
–Ben Avrupa’da ihvan kardeşlerimizin derslerini değiştiriyorum. Yeni ders alacaklara yardımcı oluyorum. İhvan kardeşlerimizin her türlü müşküllerinde onlara yardımcı olmaya çalışıyorum. Bu konuda Efendi Hazretlerinin hassasiyeti var.
İhvan derslerini en ince ayrıntısına kadar herkesin anlayacağı bir şekilde anlatmamı istemişti. Bu konuda yıllardır hassas davranmaktayım. Avrupa’nın dört bir yanından bana sohbet davetleri gelir, hiç birini geri çevirmem. Hastalık ve zorunluluk dışında.


–Türkiye’deki hizmetlerle Avrupa’daki hizmetler arasında fark var mı? Varsa ne gibi farklılıklar vardır?

 

Nusretullah´i Faruk´i Hocaefendi
–Türkiye’nin şartları ile Avrupa’nın şartları arasında elbette ki derin farklılıklar var. Bu sebeple birçok sıkıntı yaşadık. Efendi Hazretleri bana ilk görev verdiği günlerde sıkıntı ile karşılaştım.
 Cemaatimizin içinde bir takım hocalar, beni eleştirerek “şöyle şöyle, allameler varken buna görev nasıl verilir” gibi dedikodular çıkardılar. Bizler dedikoduya bakmadık, verilen görevi bihakkın yerine getirmenin peşinde koştuk.
 Avrupa’da cemaat işlerini yürütebilmek için oranın havasını iyi teneffüs etmeniz lazım. Biz yıllarımızı oralarda geçirdik.
 Zaman zaman bazıları Avrupa ile ilgili ahkâm kesiyor, fetvalar veriyor… Onlara diyorum ki; Avrupa’nın havası, Türkiye’nin havasına benzemez, önemli meselelerde fetva verecek, bir fikir ortaya atacaksanız, bize danışın size yardımcı olalım.

HER AY ONBİN KİLOMETRE YOL

 –Avrupa’nın daha çok hangi ülkesinde kalıyorsunuz?


Nusretullah´i Faruk´i Hocaefendi
–Belçika, İsviçre ve Avusturya ülkelerinin her birinde ayrı ayrı olmak üzere her ay iki programım var. Fransa ve Hollanda’da talep üzerine birkaç ayda bir sohbet yapıyoruz. Bizim en yoğun olduğumuz ülke Almanya’dır. Bu nedenle de programlarımızın çoğunluğu Almanya’dadır. Almanya’da çok yoğun çalışmalarımız var. Tabiri caizse Almanya kazan biz kepçeyiz. Bir ayda altı ile on bin kilometre arası mesafe gidiyoruz. Bu şu demektir; Türkiye’yi örnek vererek söyleyeceğim. Edirne’den Hakkâri’ye her ay dört defa gidiyorsunuz, dört defada geri dönüyorsunuz. Kardeşler merak edip soruyor “hocam bu yaşta, bu mesafeleri gidiyorsunuz buna nasıl dayanıyorsunuz?” Ben de onlara diyorum k; bizi bu göreve gönderen Efendi Hazretleridir. Gönderirken de duasını almıştık. Sizin anlayacağınız arkamızı sağlam yere dayadık, dualarla bu yoğunluğun üstesinden geliyoruz.